Analiz: Gençler, Yerliler, Yabancılar, Bütçeler ve Zeljko Obradovic

0
0

Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi‘nde her dönem tartışılan konuların başında yazının başlığındaki denklem geliyor aslında.

Ligimizde en çok tartışılan konulardan biridir, genç oyuncuların takımlarında aldıkları, belki de alamadıkları süreler. Bu konuya çözüm bulabilme adına Türkiye Basketbol Federasyonu’nun önemli çalışmaları olduğunu biliyoruz. Zira özellikle Ömer Onan yoğun mesai harcıyor. Yabancı sayısı, yerlilerin süresi, her zaman konuşuldu ve konuşulmaya devam edecek.

Bunların dışında biz başka bir pencereden olayları değerlendirelim.

Gençler konusunda iki farklı ve değerli görüş var. Aslında her ikisinde de haklılık payı var. Birinin diğerine olan üstünlüğü yönünden gitmeyelim olaya. Çünkü iş, hangi görüşün daha baskın olduğu konusuna gelince çıkmaza giriyor.

Görüşlerden biri; Türkiye’de özellikle genç oyuncuların çalışmayı sevmediği, kontrata yönelik kariyer planlaması yaptığı, büyük takıma gidince de, ”ben artık oldum..” havasına girerek işi salması. Böyle olunca bu da başarısızlığın ya da yetersizliğin temelini oluşturuyor.

Bir diğer görüş ise; Genç oyunculara yeterli sabrın gösterilmediği, onlara zaman verilmediği, baskının yüksek seviyede olduğu ve acımasızca eleştirildikleri yönünde.

İki görüşün içinde de haklılık payı olduğunu kabul edersek olayları daha sağlıklı değerlendirebiliriz.

Sepetin İçinde Çürük Yumurtalar Var

Gelelim ilk görüşteki haklılık payına. Şunu kabul edelim, hatta bazı gençlerimiz de şapkasını önüne koyup bunu bir düşünsün. Gerçekten ne istediklerini kendileri biliyorlar mı? Kendi kariyer planlamalarını yapacak kadar, sadece oyun olarak değil, vizyon olarakta gelişebiliyor mı? Ya da ne kadar geliştirmeye uğraşıyorlar? Bol sıfırlı kontrata imza attıktan sonra içlerinde işi salan yok mu? Bu kontrat sonrası, soluğu idmanda almak yerine, barlarda alanlar yok mu? Elbette gençlerin özel hayatı olacak. Buradan asla yanlış bir yargıya varılmasın. En çok da onların hakkı. Ancak bireysel idmanlarına ayıracağın zamanı, başka işlere ayırırsan, işte o zaman gelişimine en büyük darbeyi sen vurursun. Sonra çıkıp, ”Ben süre alamıyorum, bana şans verilmiyor, yabancı olsam oynardım…” demeye hakkın yok, yüzün de yok. Öyle derler, zaten öyle diyorlar.

Burada bir parantez açayım. Yukarıdaki görüşte haklılık payı var derken, bu tip gençlerin azınlıkta olduğunu da söylemek lazım. Ancak 2 çürük yumurta için bazen koca bir sepeti atabiliyor insanlar.

Potansiyelli Gençlere Yazık Ediliyor

İkinci görüşe gelince; burada kaotik bir durum söz konusu. Hatta bunu yazmaya sayfalar yetmez. Biz yine de özetlemeye çalışalım. Gerçekten hak ettiği süreyi de, değeri de göremeyen gençlerimiz var. İnanılmaz potansiyelli gençlere yazık oluyor. Kimi menajer tercihleri nedeniyle bunu yaşıyor, kimi koçunun verdiği sözleri tutmaması, kimi de aldığı yanlış kontrat kararıyla. Üstelik arkasında herhangi bir desteği ve lobisi olmayan bir genç iseniz geçmiş olsun. Ne kadar haksızlığa uğrarsanız uğrayın, haksız çıkartılan hep siz olursunuz. Oyuncusunu sırf bu şekilde ateşe atan, haber servis eden koçlar/yöneticiler de var bu ülkede. İşin garip yanı, bunu yapanlar yabancı koçlar/yöneticiler değil, yerli koçlar/yöneticiler. Yani, yerli ne çekiyorsa şikayetçi olduğu yabancıdan değil, kendi insanından çekiyor.

Bir de şunu vurgulamakta fayda var. Kariyerinin ilk kontrat dönemlerinde paradan ziyade süresini ve gelişimini düşünen, düşünmesi gereken her genç oyuncu; aslında uzun vadede kaybettiğini düşündüğü o parayı misliyle kazanacak kıvama gelecektir. Kaçı bunun bilincinde derseniz, çok az derim.

Zeljko Obradovic’e Büyük Haksızlık Yapılıyor

Kişisel görüşüm; yabancı sınırının tamamen ortadan kalkması yönünde. İsteyen kadrosuna dilediği kadar yabancı oyuncu alsın. Bunları artık aşamamız gerekiyor. Sorun bence yabancı sınırında değil. Sorun ilkesiz, tutarsız ve vizyonsuz planlamalarda.

Euroleague şampiyonu Fenerbahçe’nin hedefi belli. Adı üstünde Euroleague şampiyonu. Buna rağmen yerli ya da genç oyuncular konusunda en çok haksızlığa uğrayan isim Zeljko Obradovic’tir. Obradovic döneminde Fenerbahçe’den birçok oyuncu geldi geçti. Üstelik Fenerbahçe’nin onun döneminde ‘genç oyuncuları geliştirme’ gibi bir misyonu da yok. Bu kadar yüksek bütçelerle, bu kadar büyük hedefleri olan bir takımın koçunun işi değil bunlar. Ama buna rağmen Obradovic, Partizan deplasmanında 18 yaşındaki Kenan Sipahi’yi ilk 5 başlattı. Semih Erden’e önemli bir rol vererek Maccabi’yi eleyip Final Four’a kaldı. Yeri geldi Berk Uğurlu’ya, yer geldi Egehan Arna’ya sorumluluk verdi. Melih Mahmutoğlu’nu, kendisinin bile hayal edemeyeceği, bir seviyeye getirdi. Melih sıradan, vasatın altı bir BSL oyuncusu olarak kariyerine devam edecekken, iyi şutör ve Fenerbahçe kaptanlığı noktasına geldi. Bugün BSL’de yerli oyunculara en çok süre veren takımların başında da Fenerbahçe geliyor. TBF’nin araştırması da bu yönde. Bir şehir efsanesini daha çöpe atmanın zamanı geldi.

Obradovic’le neden giriş yaptığıma gelince… Şimdi dananın kuyruğu biraz kopsun istiyorum. Hani karnından konuşan, bunu çok yüksek sesle dile getiremeyen, sadece ima eden, ”Obradovic, Sırpları kolluyor. Sırp gençlerine bol bol süre veriyor.” diyen bir guruh var. Böyle bir iftira üzerinden Obradovic’e yüklenen.

Şimdi onlara sormak lazım;

Velev ki dediğiniz doğru olsun. O zaman adama demezler mi, senin bazı Türk koçların neden Türk oyuncuları korumuyor diye? Obradovic eğer Sırbistan’a oyuncu yetiştiriyorsa, senin Türk koçların da, Türk milli takımına oyuncu yetiştirsin. Büyük bütçelerle yola çıkan, hedefi Avrupa şampiyonluğu olan bir takımı ve koçunu bazı şeyler üzerinden acımasızca eleştirip, küme düşmeyeceği belli ama playoff hedefi de olmayan, üstelik başında da Türk koçlar olan takımları neden es geçiyorsunuz? Bugün kadrosunda yetenekli ve potansiyelli yerlileri olup, onlara 15 dakikayı çok gören Türk koçlarımız var. Altını kalın harflerle çiziyorum, bu takımların herhangi bir hedefi de yok. Rahatlar, düşmeyecekleri matematiksel olarak olmasa bile, kafadan belli.

Bana kalsa hak eden kimse o süre alsın. Irkı, dili ve dini açıkçası umrumda bile değil. Ama madem bir tartışma yürütüyorsunuz, biraz adil ve vicdanlı olun.

Dik Duranlar ve Buna Karşılık Verenler

Zaman zaman oyun felsefesini eleştirsem de, Sakarya koçu Selçuk Ernak’ı da unutmamak lazım. Metecan Birsen bugün böyle bir sezon geçiriyorsa, Selçuk Hoca’nın emeği çok büyüktür. Ernak, oyuncusuna ne söz verdiyse tuttu, ilkeli davrandı ve arkasında durdu. Metecan da buna iyi karşılık vererek, koçunun yüzünü kara çıkarmadı. Ernak, istese o pozisyona bir yabancı alabilirdi. Bunu yapmadı. Zaten kendi ifadesidir, Metecan’a sorumluluk verdi ve milli takıma bir oyuncuyu hediye etti. Sakarya şimdi Metecan’ın da büyük katkısıyla playoff potasında ve büyük bir aksilik çıkmazsa da bu takım playoff yapacak.

Ozan Bulkaz aldığı yabancılarla nam salmış bir koçtu. Ancak Ozan Hoca’nın da hakkı çok yenir bazı konularda. Formsuz dönemleri elbette olmuştur. Bunlar zaten yeri geldiğinde çokca eleştirildi. Lakin Bulkaz’ın da gerek Uşak, gerek kısa süredir başında olduğu Trabzon döneminde elindeki yerlilere verdiği süreler ortada. Üstelik onun özellikle Uşak’a kaliteli yerli getirmekte ne kadar sıkıntı çektiğini biliyoruz. Ortalamanın biraz üstü demiyorum bile, ortalama bir yerliyi Uşak’a getirmeyi ikna etmek inanılmaz zordu. Can Korkmaz ve Berkay Candan gibi isimler de dönemin Uşak takımında parladı.

Yeni jenerasyonun önemli koçları arasında yer alan Özhan Çıvgın da süre adaleti konusunda en hassas isimlerden biri. Oğulcan Baykan’a zaman zaman önemli süreler veriyor. Hata yapsa da ısrar ediyor. Burakcan Yıldızlı’yı Galatasaray’ın transfer listesine sokacak noktaya getirdi. İlkan Karaman’ın var olan potansiyelini görmek için basketbolla çok yakın bir ilişki içinde olmaya gerek yok. Hoş böyle desem de göremeyenler ya da kullanamayanlar da oldu. Ama İlkan da yeni takımında süre aldıkça neler yapabileceğini herkese gösterdi. Ki İlkan sezonun sonuna kadar böyle devam ederse, çok net milli takım oyuncusu olur. Oldururlar mı onu bilemem. Yukarıda bir yerde değindiğim bir konu vardı; lobin sağlamsa, arkanda desteğin varsa her şey olman mümkün. Yoksa bu sistem bazen hakkını yemekle kalmıyor, canını acıtabiliyor. Bazen de canının yanması gerekiyor, insan yandıkça ateşle nasıl mücadele edeceğini anlıyor.

Şans Kapıyı Çalınca

Gençlerle başladık yazıya, onlarla finali yapalım. Bu ligde gerçekten çok değerli gençler var. Aslında belli bir yaştan sonra onlara ‘genç’ muamelesi yapmamız bazen yanlış bulunuyor ama bizim şartlarımız ve genlerimiz, bizi geç olgunlaştırıyor biraz. Bazen şans kapınızı çalar. Önemli olan bunu nasıl değerlendirdiğinizdir. Bütün gençlere detaylı bir şekilde yer vermek isterdim ama yazı o kadar uzadı ki, ne okuyanları sıkalım, ne de listeyi sarkıtalım. Önümüzdeki günlerde bütün gençlerle ilgili daha detaylı bir analizle karşınızda oluruz diyelim.

Onuralp Bitim-Berk Demir

Anadolu Efes’ten 2 oyuncuyla başlayalım. Onuralp Bitim malumunuz smaç yarışması şampiyonu. Ancak bu sene Onuralp sahada ne yaptı desek, olumlu hiçbir karşılık alamayız. Onuralp’in kafasındaki dünya ve yaşadığımız dünya arasında epey fark var. Üstelik hakkında söylenenler de çok olumlu değil. Basketbolun bir takım oyunu olduğunu idrak etmekte ne kadar zorlanırsa, bu oyunda o kadar zorlanır demektir. Bir diğer isim ise Berk Demir. Açıkçası en potansiyelli gençler arasında gösteriliyordu. Ki halen potansiyeliyle ilgili olumlu söylemler var. Ancak onun da kendisini Efes’in dışına atması gerekiyor. Tıpkı Oğulcan Baykan’ın yaptığı gibi. Doğru takımda ve doğru bir sistemde beklenen sıçramayı, tıpkı Metecan gibi, yapma olasılığı yüksek.

Kenan Sipahi

Kenan Sipahi’nin en büyük dezavantajı, henüz çocuk diyebileceğimiz yaşta üzerinde yaratılan yüksek beklenti ve baskı oldu. Aslında Kenan şu an yaşıtları içinde oyunu en oturmuş oyuncu konumunda. Ama dikkat edin, yaşıtlarına gösterilen hoşgörü, Kenan’a asla gösterilmedi, gösterilmiyor. Kenan’ın öyle bir imajı var ki, 10 sayı atsa neden 15 olmadı, 15 sayı atsa neden 20 olmadı, 5 asist yapsa neden 6 olmadı, 6 yapsa neden 8 olmadı noktasına gidiyor iş. Kenan’ı asla yaptıklarıyla sorgulamadık. Ondan istenenle de sorgulamadık. Kenan’ı hep yapamadıkları üzerinden değerlendirdik. İyi yaptığı her şeyi çöpe attık. Kötüyü öne çıkardık. Kenan 2 yaz önce Galatasaray’ın kendisine teklif ettiği yüksek kontratı elinin tersiyle itip, ondan çok daha düşük bir kontrata Beşiktaş’a imza attı. Ancak bunun lafını da hiç yapmadı. Fedakarlık gösterisinde bulunmadı. Yanlış yaptı, bunu basına sızdırmalıydı. Bunu yapmadığı için, karşı tarafın ‘paragöz’ damgası vurmasına yol açtı. Kenan için 700’lere kadar çıkan Galatasaray, teklifin reddedilmesinden sonra Kenan’ın bu parayı istediğini söyledi ve genç oyuncu üzerinde algı operasyonuna neden oldu. Kenan bunları okusa, keşke yazmasaydın der. Öyle bir karakter. Ama birilerinin yazması gerekiyor, zira gerçekle, yaratılmaya çalışılan gerçek arasında uçurum var.

Okben Ulubay-Emircan Koşut-Doğuş Özdemiroğlu

Darüşşafaka’nın gençlerine bakalım biraz. Okben Ulubay biraz oyun içi istikrarı yakalasa, bu ligin en önemli skorerleri arasında başı çeker, hatta en iyisi olur. Müthiş bir potansiyeli var ama inanılmaz da bir istikrarsızlığı. Bunun farklı nedenleri olabilir lakin Okben değişime önce kendinden başlamalı. Biraz daha gayret etse çok farklı bir noktada olacak. Emircan Koşut ise 1 yıl daha Yeşilgiresun’da kalsa farklı bir noktada değerlendirebilirdik. Acele etti. Şahsen yerinde olsam ne yapar, eder Yeşilgiresun’da kalmak için her şeyi yapardım. Gençlerin yanlış tercihleri de bazen başa bela olabiliyor. Doğuş Özdemiroğlu hakkında duyduğumuz şeylerin yarısını yazsak ortalık karışır. Bu sezon verdiği izlenim; kötü karakter, kötü oyuncu. Akıllarda kalan tek hareketi Jan Vesely’i kasıtlı bir şekilde sakatlamak istemesi ve hemen hemen her maç sportmenlik dışı faul alması. İnsanın karakteri bu yaşlarda oturmaya başlar. İnsan değişir mi; yaşı ne olursa olsun elbet değişir. Doğuş değişir mi; umarım değişir. Çünkü bu kafa yapısıyla bundan sonrası zifiri karanlık.

Ege Arar

Galatasaray’ın genç uzunu Ege Arar, bu ligde benim potansiyeline inandığım en önemli oyuncular arasında geliyor. Ege ilerde çok farklı bir seviyeye gelebilir. Açıkçası zaman zaman acımasızca eleştiriliyor. Bu çocuk kısa süre içinde kaç farklı koçla çalıştı bir bakın geriye doğru. Farklı koç demek, farklı sistem demektir. Farklı bir tarz demktir. Farklı bir rotasyon anlayışı demektir. Galatasaray kendi içinde bir istikrar yakalayamamışken, bu çocuktan nasıl bir istikrar bekleniyor merak ediyorum. 25’ini geçirmiş, gelişimini kısmen tamamlamış bir isimden bahsetmiyoruz. Gelişiminin en önemli evresinde olan bir oyuncudan bahsediyoruz. Ege’nin mutlaka şansını başka bir takımda, başka bir koçla ve başka bir sistemde denemesi gerekiyor. Ona şu an iyi gelecek tek şey bu.

Mert Çevik-Ayberk Olmaz

Mert bu ligde ilerde kusursuz bir şut mekaniği olan, üst seviye ve elit bir şutör olabilir. Hatta daha önemlisi, onun penetre üzerinden skor yapabilme potansiyeli de çok yüksek. İhtiyacı olan tek şey istikrarlı bir şekilde süre alması ve en az 5-10 maç ne kadar şut kaçırdığına bakılmaksızın yeşil ışık yakılması. Günü gelecek Mert 10 deneme yapacak ama sadece 2 isabet bulacak. İşte o noktada Mert’in şutu kısıtlanmamalı, aksine 10 az oldu, 15 at diye teşvik edilmeli. Rakamlara fazla takılmayalım. Ayberk Olmaz’a getireceğim bazı eleştiriler var aslında. Ama onun da süre konusunda istikrar sorunu yaşadığını düşünüyorum. Bu nedenle fazla üstüne gitmenin de mantığı olmuyor. Yine de var olan potansiyelini doğru kullanma sıkıntısı olduğu aşikar. Mental olarak zayıf ve bu da fiziksel olarak dezavantaj yaşamasına neden oluyor. Ayber sadece idmanda çalışmamalı, biraz vakit ayırıp aynı zamanda kendini ispat etmiş uzunların maçlarını hiç kaçırmadan izlemeli. Günümüzde bir maça ulaşmak hiç de zor değil.

Berk Uğurlu

BSL’de yılın en iyi çıkış yapan genç oyuncusu ödülü verilse, benim oyun Berk’e gider. İstatistiklere boğulmayı pek sevmiyorum, tarzım değil. Hani hafif argo ama meşhur bir söz vardır, ”İstatistik bikini gibidir, görünmesi gereken yerleri göstermez..” diye. Berk’in istatistikleri de iyi zaten ama asıl etkileyici olan sahada varlığını her dakika hissettirmesi. Yavaş yavaş kendine bir oyun karakteri belirlemesi. Bazı oyuncular vardır, bazı özellikleri doğuştan gelir ve sonradan kazanılmaz. Berk’in bu anlamdaki en önemli özelliği sol yanında duruyor. Her şeyi yapabilecek güce sahip olabilirsin ama yüreğin yoksa hiçbir şey yapamazsın. Berk de o yürek fazlasıyla var. Ki bence hem bu özelliğini, hem de bazı özelliklerini yeni yeni keşfediyor. Önünde çok uzun bir yol olduğunu unutmamak lazım. Hata yapmaktan korkmamayı öğrendi, şut kaçırmanın dünyanın sonu olmadığını öğrendi, topu alıp potaya gittiğinde skora doğrudan ya da dolaylı olarak katkı yaptığını öğrendi. Ve her şeyden önemlisi, Berk artık bundan birkaç yıl sonra bir takımın temel taşı olabileceğini gördü. Kazandığı özgüven onu beklentilerinin ötesinde bir yere taşıyabilir. Eksiği elbette var, geliştirmesi gereken özellikleri de var. Ama bunların hepsini zamanla giderecek potansiyeli de var. Son olarak, geçtiğimiz günlerde kendisiyle yaptığımız röportajı yayınlamıştık. Büyük de ilgi görmüştü. Adetim değildir pek ama bu kez röportaj öncesi, devamı ve sonrasındaki gözlemimi not düşeyim. Eğitimin ve okumanın ne kadar önemli olduğuna örnek gösterilecek bir karakter. Çok genç ama çok olgun. Verdiği cevaplardan, kurduğu cümlelerden bilgisini, birikimini ve keskin zekasını hemen anlayabiliyorsunuz. Son derece mütevazi olduğu için kendisini öne çıkarma gibi bir derdi de yok. Ama böyle oyuncuları bizler öne çıkartalım ki, bu sayede alttan gelenleri de farklı şeylere teşvik edebilelim. Hayat sadece atılan bir basketten ibaret değildir.

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz